Giethoorn’dan Delft’e; Küçük Hollanda Turu

Dünyayı Tanrı, Hollanda’yı Hollandalılar yaratmıştır.

Amsterdam

Gezginlerin; gezmek isteyenlerin listelerinin en başında yer alır hep Hollanda; daha doğrusu Amsterdam. Gitmesi kolay, nispeten ucuz ve vaadettikleri ile insanı heyecanlandırmaya yeter. Heyecanlandırdığı kadar da var hakikaten ama bu ikinci ziyaretimde Hollanda’nın geri kalanına fazlasıyla haksızlık edildiğini varsayarak programı biraz yoğun tuttum. Gerçi yoğun program kutsal topraklara ilk kez ayak basan yol arkadaşım açısından Amsterdam’ı biraz oldu bittiye getirse de gezinin sonunda ikimiz de mutluyduk.

2017 Mart’ının bir Cuma akşamı yola çıktık ve geç saatlerde Amsterdam’a ulaştık. Planımızda Amsterdam gezisi küçük bir parça teşkil ettiğinden; ulaşım için hostele giderken Uber tercih ettik. Fiyatlar neredeyse üçte bir oranında uygun, dolandırılırım, dolaştırılırım korkusu olmadan ulaşım problemini çözmüş olduk, epey de memnun kaldık.

Booking’den ayarladığımız hostelin adı CityHub. Konsept bence çok efektif, deskten check-in yaptıktan sonra kart ya da bilekliğinizi aktive ediyorsunuz. Hostele, odalara erişim, hostelin mutfağından içki de dahil tüm alışverişleri yine bu kart/bileklik üzerindeki kodu okutarak yapabiliyorsunuz.

Duşlar kadın/erkek ayrılmış, fazlasıyla temiz ve konforlu. Odalar için küçük bile denemeyecek kadar küçük. Ama zaten tek derdimiz uyumak; sorun etmiyoruz.

Hostele çantaları bıraktıktan sonra yağmur altında tempolu bir yürüyüşten sonra Leidseplein’e ulaşıyoruz; her ne kadar coffeshopların 23:00'de kapandığını öğrenmek planları sekteye uğratsa da demoralize olmayıp yola devam ediyoruz. Dam Square üzerinden Rembrantplein’e varıyoruz. Kapanış Oldbell Pub’da.

Giethoorn

Zamanımız kısıtlı erken saatte uyanıp Central Station’a doğru yürüyoruz; Giethoorn’a ulaşmak için trene biniyoruz. İki aktarma ve yaklaşık 20 dakikalık yürüyüşten sonra Giethoorn’dayız. Yolculuk toplam ikibuçuk saat civarında bir vakit alıyor. Giethoorn; Amsterdam’ın kuzeydoğusunda Mappel şehri yakınlarında yer alan bir köy. Köy gibi; küçük, şirin, renkli müstakil evler, fazlaca doğa.

Tek farkı köyün içinde yol olmaması, yazın kanallarda sandal, bot ile gezilebilirken, kanalların tamamen donduğu kış aylarında kızak, kayak ile köyün keyfini çıkarabilirsiniz. biz ikisini de yapmadık, dar sokaklardan, evlerin önünden zaman zaman küçük patikalardan yürüyerek keyfini çıkardık. Ama yolculuğa kesinlikle değiyor. Erdiyarı’ndan Ayrıkvadi’ye transandtal bir yolculuk yapıyorum. Işık, hava, doğa hepsi muhteşem. Kitap yazılacak yerlere bir yenisini daha ekliyorum. Giethoorn insana beklediğini veriyor, tüm o fotoğraflardaki huzuru gerçekten buluyorsunuz. Fakat beklediğinizden bir fazlasını vermiyor, fazlasına ihtiyaç duyacak kadar doyumsuzsanız eğer.

Volendam

Vakit az; Volendam için yola çıkıyoruz; Amsterdam üzerinden Volendam’a varışımız üçbuçuk saat civarı bir vakit alıyor. Volendam; Amsterdam’ın kuzeyinde peynirlerin şahı edam peynirinin anavatanı Edam şehrine bağlı bir liman kasabası. Kasabadan hallice aslında; liman var, peynir var; dar sokaklar, küçük kanallar, sıra sıra yeldeğirmenleri var. Hediyelik eşyaları güzel; barları ve restoranları pahalı. Hepsinden öte Volendam haftasonu neredeyse tüm tur şirketlerinin ekstra tur koyduklarından olsa gerek çok kalabalık. Volendam biraz vakit kaybı.


Amsterdam’a döndükten sonra ilk işimiz Heineken gezisi oldu. İnternetten almış MSE biletleri mecbur yetiştik ve gittik. Bira fabrikasında ahır, ahırın içinde epey güzel atların olmasının şaşkınlığı dışında biraz yersiz bir aktivite oldu. Hediyelik eşyaları ise müthiş, bir yağmurluk alınır. Kapanış HardRock’da.

Delft

Güne yine erkenden başlayarak çantalarımız sırtımızda Delft’e doğru yola çıkıyoruz. Neden Delft? Amsterdam’dan, turistik merkezlerden uzaklaşmak istiyoruz, biraz da macera arıyoruz hiçbir şey bilmediğimiz bir yere giderek. Delft size maceranın m’sini bile vermez. Delft’de geçirdiğimiz 5 saatte bunu anlıyoruz.

Hava açık ve güneşli olmasına rağmen biraz serin. 5 saat boyunca Delft’i kim bilir kaç kez boydan boya turluyoruz, keyfimiz fazlasıyla yerinde, sakinliği bozacağız diye aklımızı oynatacağız. Biraz paranoyak olduk ama normal, Delft çok güzel. Vermeer’in memleketi, bir zamanlar inci küpeli kız ile Antonie van Leeuwenhoek’in yürüdüğü sokaklarda yürüyor olmak (Delft’de belli ki yüzyıllardır herhangi bir yere bir çivi çakılmamış) hayli keyif veriyor. Bu şehirde garip bir illüzyon var; sevdiğiniz yerleri hatırlatıyor size.

Leiden

Delft’in tadı damağımızda yola devam ediyoruz, Leiden bizi bekliyor. Leiden ilgili tek fikrimiz Hollanda’nın en iyi üniversitelerinden birine ev sahipliği yapması. Üniversite, öğrenci, öğrenci şehri; Eskişehir denklemini kuruyoruz bir anda şehre ayak basar basmaz. Şehir bizi yanıltmıyor, Amsterdam’da dahil gördüğüm en hareketli şehir. Kalabalık, çok renkli, canlı bir şehir Leiden.

İki gündür yaptığımız şekilde yürümeye devam ediyoruz, bisiklet kiralamamaya yemin etmiş gibiyiz; Pieterskerk, Sociëteit de Burcht ve favorimiz Hortus Botanicus görece olarak çok kısa, bize göre saatlerce geziyoruz. Yine kanallar, köprüler, eski binalar, daha eski binalar, mutlu insanlar, güleryüzlü barmenler. Tipik bir Hollanda günü yaşıyoruz. Kapanış De Twee Spieghels’de. Güzel mekan, güzel müzik.


Daha küçük bir çocukken Van Basten ile başlayan yolculuğum Bergkamp, Cruiyff, Vermeer, Rembrandt derken tüm ülkeye yayıldı. Yol boyu David Winner — Harika Portakal eşlik etti bana, Hollanda’yı futbol üzerinden anlatan kitap; benim gibi Hollanda’yı futbol üzerinden sevenler için harika bir rehber. Biraz soğuk, biraz küçük, biraz geniş.

Hollanda, şekillerin mozaik gibi dizildiği, parçaların birbirine muntazam bir şekilde geçtiği bir düzen ve sükun, akıl ve muhakeme alemidir. Yolların arazi ve çiftliklerin içinden geçmediği etrafından dolaştığı bir ülke… Sürekli üzerine gelen denize karşı verdiği biteviye mücadelesi, düzene ve zapturapta dayalı Protestan ahlakıyla iç içe geçmiş bir çukuristan (nether-land). Mark Turin