Kış Kampı — Mudurnu 2016

Bu yazının kaleme alındığı keskin soğuklarda kışın daha naif olduğu zamanları düşünmek iyi geliyor.

2016 Kasımının son günlerinde 2016 yılının son kış kampını yapmak üzere uygun tarihi ve yeri araştırırken yoldançık ekibinin daha önce duyurduğu etkinlik araştırmalarımıza son verdi. Daha önce birkaç defa daha soğuk kamp tecrübelerini yaşamıştık ancak kış kampı için çok da tecrübeli sayılmayız. Kampçılığı seven, doğaya hasret bir ekibiz. Hepsi bu. Doğa en iyi öğretmen nihayetinde diyerek yola çıktık.

Kamp alanı Mudurnu merkezine yaklaşık 2 km bir mesafede. Kamp yaptığımız alan demek daha doğru olur zira etrafında herhangi bir tesis olmayan ve ormanın hemen yamacında bulunan fazlaca geniş olmayan bir açıklıktan bahsediyorum. Yeri gelmişken belirtmekte fayda var tesisin olduğu yerlerde kamp nispeten daha konforlu tabi ama doğayla başbaşa kalma fikrine tezat. Mudurnu kampımız da tesis olmamasına rağmen işte bu tezatın dile gelmiş haliydi adeta.

Başlarken başka bir grup ile kamp yapma fikri; kalabalık oluruz, yardımlaşırız, kış kampına dair etraftan kopya çeker gözlem yaparız gibi gerekçelerle sıcak gelmişti. Beklediğimizi aldık; gözlemlerimizi yaptık, yardım aldık, yardım ettik. Kalabalık güven veriyor vermesine de, her köşede bir araba ya da motosikletin olduğu; seyyar tuvaletin önünde kuyrukların oluştuğu, yoldançık ekibinin kampa gelenler için Orman Müdürlüğü’nden temin etmiş olduğu odunları dağıtmayıp büyük ateş yakalım fantazisi ile odun hırsızlığına yol açan kendince tutarlı ama mantıksız tavrı pek öyle doğayla başbaşa kalalım kafamızı dinleyelim hedefimize hizmet etmedi maalesef.

Bunlar küçük aksilikler dedik ve çok da üstünde durmadık, nihayetinde amacımız kamp yapmaktı ve biz de bunu gerçekleştirdik.

Asıl konuya dönelim; bizim gibi kamp yapmayı seven ama pek de tecrübesi olmayan kampçılar için hazırlık kısmı her zaman sıkıntılı oluyor. Her seferinde peyderpey alınan ihtiyaçlar maalesef bir türlü tamamlanamıyor. Kış henüz naifti naif olmasına ama deniz seviyesinden hayli yüksek karasal iklimde kamp yapacaksanız pek de o nezakete güvenmemeniz gerekiyor.

Kendimizce ihtiyaçlarımızı gözden geçirdik; çadırımız, şişme yatağımız, ısı yalıtımlı matımız, pek bir işe yaramayan uyku tulumu, battaniyemiz tamamdı. Bunlar 0 derece soğuktan korunmaya yeter diye düşündük, aslında yetti de. Hesaba katmadığımız gece sıcaklığın -10 derece civarında olmasıydı. İyi bir uyku tulumu yoksa 5 derecenin altında kamp yapmak doğaya meydan okumak ile eşdeğer. Malum; tarih doğaya meydan okuyan ve yenilen kahramanlar ile dolu. Mudurnu sondu; yatırımımızı yapıp iyi bir tulum almamız gerekiyor. Bu hayati bir bilgidir.

Kamp yaparken ıslanmak/terlemek başınıza gelecek en kötü şey. Zira kurumak her zaman kolay olmuyor. İçlikten monta kadar üzerinizdeki her şeyin nefes alan ürünlerden tercih edilmesi sizi terleme riskinden korur. Korur ama en az 1 takım yedek içlik, polar ve pantolon da çantaya atılmalıdır. Terlemekten bu şekilde korunurken sağlam birer yağmurluk ve su geçirmeyen trekking pantolonları da yine yanınızda olması gereken kıyafetlerden.

Burada bir küçük hatırlatma yapmak isterim. Tente bir kampın belki de çadırdan daha öncelikli ihtiyacı. Abarttım farkındayım ama yaz-kış tente çok iş görüyor. Yazın tahmin ettiğiniz gibi güneşe kışın da yağışa karşı tente sizi korur. Tente sizi; çadırınızı, masanızı, yakacak odunları, dışarıda kalmış ıvır-zıvırı da korur. Aslında kamp yapma fikri ile biraz çelişse de genellikle kapalı havalarda yağsın yağmasın tente doğada kendinizi güvende hissettirir. İçindeki göçebeyi öldürüp yerleşik hayata geçen atalarımız gibi aman başımızın üstünde bir dam olsun içgüdüsü sizi tentenin altında toplar. Yıldız göremedikten sonra ha tenteye bakmışsınız ha kapalı gökyüzüne; çok da takılmamak lazım. Tente büyük iş görür.

Kampa gitmeden kalınacak gün sayısına göre yiyecek içecek işini iyi düşünmek gerekiyor. Bir geceden daha fazla sürecek kamplarda konserve ya da tek ocakta pişirilebilecek kolay tencere yemekleri daha efektif olsa da bir gecelik kamplarda mangal yapmanın tadı da bir başka oluyor. Tabi tek akşam olduğundan keyfi katlamak adına biraz da hazırlıklı geldiğinizde; salatası, patlıcan közlemesi, bulgur pilavı, köftesi, sucuğu derken mükellef bir sofra kurulabiliyor. Tabi soğuk havada iyi beslenmek ve aburcuburdan kaçınmak kısa zamanda karnınızın acıkmaması ve dolayısıyla vücut sıcaklığınızı daha uzun süre muhafaza etmek adına çok önemli. Açık hava insanı acıktırır. Bu da hayati bir bilgi.

Yiyecekleri; besin değerleri yüksek, yükte hafif olarak seçmek; yatmadan dışarıda kalan yiyecekleri çadırınızdan uzakta bir ağaca asmak falan bunlar zaten kampa ilk kez gidiliyorsa sağdan soldan okuduğunuz ilk bilgiler olsa gerek. Her yazıda yazarlar — ben de yazmış oldum — haklılar; gerçekten önemli.

Çadırlar atıldı — çadırın girişi her zaman kapalı olsun gecenin bir vakit minik dostlarla uyanırsınız sonra — tulumlar serildi artık keyif zamanı diye düşünebilirsiniz. Haklısınız artık keyif zamanı. Kış kampının belki de en eğlenceli kısmı yerleşme işi bittikten sonra içilen çaydır. Bu böyle bilinsin; sevgili tecrübesiz kamp yapmaya gönül vermiş arkadaşlarım. Semaveriniz, gaz ocağınız o da yoksa bizim gibi en azından bir piknik tüpünüz olsun.

Bundan sonrası siz kalmış; kitabınızı okuyun, müzik dinleyin, hiçbir şey yapmadan etrafı seyredin, düşünün, yazın. Yani ne istiyorsanız onu yapın.

Biz genellikle akşam yemeğine dek bu vakti yürüyüş yaparak ve kampa geldiğimiz için kendimizi kutlayarak geçiriyoruz. Tabi dönüşte hep odun topluyoruz, kuru dallar arıyoruz, kurumuş ve ölmüş olsa da hiçbir dalı keserek ağaçlardan koparmıyoruz. Topladığımız odunları kamp alanına götürürken bir parça ip ile McGyvervari çözümler üretiyoruz. İpin ne zaman ne işe yarayacağı belli olmaz, hep yanımızda bir parça ip taşıyoruz. Kısacası epey eğleniyoruz.


İp diye bağırdı Sam, rahat bir nefes alıp, heyecanla kendi kendine konuşarak. Eh kalınkafalılara ibret-i alem olsun diye bir ipin ucunda sallanmayı hak etmiyorsam ne olayım! Avanaktan başka bir halt değilsin Sam Gamgee: Bunu babalık sık sık derdi bana, onun sözüydü. İp! Kes söylenmeyi diye bağırdı Frodo; artık hem kendini avutacak, hem de kendine sinir olacak kadar toparlanmıştı.”Babalığı boşver! Sen cebinde biraz ip olduğunu mu söylemeye çalışıyorsun yoksa? Eğer öyleyse çıkar hemen!” “Evet Bay Frodo, dengimde var ya. Yüzlerce mil taşıdım da unutuvermişim!”

Akşam yemeğinden sonra ne içileceği size kalmış, mangalın közünde kahve de olur, çay da olur — alkol sanılanın aksine vücut ısınızı arttırmaz — keyfine içki de olur. Tercih siz kalmış olmakla birlikte ne içerseniz için kışın kesinlikle 3 5 tane bira içmeyi ihmal etmeyin. Biralar kutudan olsun, bittikten sonra kutunun alt tarafından küçük bir pencere açıp içine kor halde küçük odunlar ya da mangaldan kalan kömürlerden koyup, sandalyenizin altına koyabilirsiniz; böylece otururken mabadınız üşümez. Bir hayati bilgi daha.

Yemekler yenip hava karardıktan sonra tek meşgaleniz ateş olmasın istiyorsanız ateş yakma ve kontrol etme işi bir kişide olsun. Ateş yakma işi aslında göründüğü kadar kolay değil ama soğuk ile mücadele başladığından herkesin ateşe ilişkin başka bir fikri oluyor. Dolayısıyla ateşe kilitlenip akşamı hiç etmek istemiyorsanız bırakın bir kişi işin peşine düşsün. Bizim bunu pek de becerdiğimiz söylenemez, genellikle insanoğlu ateşi çok geç bulmuş, ateş medeniyetin kaynağı lakırdılarından sonra gecenin sonuna doğru seviye iyice düşüp söndürdün ulan yanan ateşi ver şu odunu muhabbetlerine dönüyor. Siz yapmayın bunları.

Ateşin başında sıcacık otururken soğuk çadıra girmek epey güç oluyor. Yatmadan önce terlemeden biraz yürüyün, hareket edin vücut ısınız yükselsin diyorlar ama üşeniyoruz. Yatmadan önce tulumun içinden yedek içlikleri giyip montu tulumun üstüne seriyoruz; sabah benim gibi bıyıklarınız donmuş uyanmak istemiyorsanız nefesinizi tulumun içine vermeyin ağzınız dışarıda kalsın. Soğuktan o kadar kendimizi kasıyoruz ki yorgun düşüp uyuyoruz.

Sabah kalktığınızda çadırın içi her daim nemli yer yer su damlacıkları toplanmış. Paniğe gerek yok her zaman olan şeyler. Gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey tatmin duygusu oluyor. Geceyi atlatıp yeni güne uyanmayı başardığım için kendimle gurur duyuyorum. Giyinip çadırdan çıktığımda gerçekten yaşadığımı hissediyorum.

Hemen çayı koyalım, ateşin közünde yumurtalarımızı yapalım. Şanslıysanız güneş yüzünüze vuruyor, her yanınızda here comes the sun çalıyor. Yok bizim genellikle yaşadığımız gibi şanssızsanız yağmur ile uyanıyorsunuz. Neyse ki tente var, yine mutlu oluyorsunuz.

Bir gecelik kamplarımız genellikle kahvaltıdan sonra güzel bir yürüyüş ile son buluyor. Toplanma kısmı çoğu zaman daha kısa sürüyor. Tente ve ipten sonra en gerekli şey; çöp torbası. Her şeyi toparladıktan sonra arkamıza bakıp iç çekip arabaya biniyoruz; hüzünleniyoruz.

Biraz meşakkatli olsa da kamp yapmak, uzun yürüyüşlere çıkmak, yalnızca doğanın sesini dinlemek; gelecek kaygısı ile sevilmeyen sefil masa başı işlerde çalışmanın tüm o acınası vicdan azabını almaya yetiyor. Tüm o günlük kaygılar unutuluyor denilir genellikle ama bence kaygıların gerçek olmadığını farkediyor insan doğada. Çok uzun yaşamayacağız maalesef, gerçekten yaşadığımız anları uzatmaktan başka çaremiz yok.