Mauthausen Toplama Kampı — İdeoloji Kostümlü Soykırım

2014 yazında Viyana’daydık. Malum çok fazla müze var. Çok da büyükler. Tüm bu müzeleri birkaç güne sığdırmaya çalıştığınızda, Natural History, Leopold, Belvedere derken içiniz şişiyor, eserler gerçekçiliğini yitiriyor. Bir anda kendinizi Belvedere’nin bahçesinde metrekare cinsinden çalışan bahçıvan sayısını hesaplarken bulabiliyorsunuz. Bu yüzden sabah daha önce araştırdığımız ama gitme konusunda kararsız olduğumuz bir toplama kampını görmeye gidecektik. İçimizde 2.Dünya savaşı meraklıları vardı ama hiçbirimiz bir toplama kampı görmemiştik.

Sabah 08:30 treni ile Viyana Tren istasyonundan OBB aracılığı ile Mauthausen OÖ durağına doğru yola çıktık. Bu yolculuk bize adam başı 35 euro civarına ve 2 buçuk saate maloldu. Oldukça rahat bir yolculuktu. Ardından tren istasyonuna bir taksi çağırarak Mauthausen Memorial’a doğru yol aldık. Bu yol 4 km civarı.

Kampa vardığınızda, bölgenin toplama kampı yapmak için fazla güzel olduğunu düşünüyorsunuz. Bir toplama kampı inşa etmek için böylesine yeşil ve güzel bir bölgenin seçilmesinin nedeni ise Mauthausen ve Gusen köyleri arasındaki granit madenleriydi.

Anlatmaya başlamadan bir açıklama yapmak istiyorum; aslında dramdan ve trajediden nefret ederim. Babam ve Oğlum yüzünden Çağan Irmak’a, Canım Kardeşim yüzünden Ertem Eğilmez’e çok sinirliyim. Kaşağı’yı okurken küfürler eder, Çalıkuşu okurken nefessiz kalırım. Bu yüzden bu yazının devamında ajitasyondan mümkün olduğunca kaçınmaya çalışacağım. İkinci Dünya Savaşı’ının en çirkin yüzüne, kamptaki sistematik işkencenin işleyişini bölüm bölüm anlatmaya çalışacağım. Bazen olaylara nazilerin gözüyle değineceğim, umarım rahatsız olmazsınız.

Şimdi hayal edin; günlerdir bir yük trenininin leş kokulu vagonlarında iki büklüm ilerliyorsunuz. Vagonun ahşap duvarlarının arasından sızan gün ışığı dışında gün görmemişsiniz. Üstelik susamış ve açsınız. Vagondakilerin bir kısmı bu zorluklara dayanamadığından hastalanmış hatta ölmüş. Tüm bunlara rağmen bu yolculuk bittiğinde yaşayacaklarınızı biliyor olsaydınız, yolculuk hiç bitmesin isterdiniz. Vagonların kapıları açıldığında insanlığın bittiği yere ilk adımınızı atıyorsunuz. Yukarı Avusturya’da Linz kentinin doğusunda Mauthausen toplama kampındasınız.

Mauthausen giriş kapısı 1944 ve 2014

Yıpratıcı başlangıç

SS yeni gelen esirleri temizlemeden önce bir duvarın önünde yaz kış demeden, saatlerce hatta günlerce bekletiyordu. Bu duvara ağlama duvarı(wailing wall) deniliyordu. Çoğu zaman yıpratıcı sorgular ve dayağın ardından birçoğu daha içeri giremeden hayatını kaybediyordu. Burada hayatta kalıp kayıt altına alınabilenler temizlendikten sonra barakalarına gönderiliyordu.

Solda ağlama duvarında bekleyen esirler, sağda günümüzdeki hali

Kamp düzeni ve yatakhaneler

Kamp bir takım sınıflandırma kriterlerine göre bloklara ayrılmıştı. Her blokta 4–5 adet yatakhane bulunuyordu. Bu yatakhaneler arasında da birtakım sınıf ayrılıkları vardı.

Bir barakanın içi ve kamp meydanı

Örneğin eski ve sadık olanlara bir takım idari sorumluluklar veriyor, bu ayrıcalıklı esirler diğer esirleri yönetiyor ve disipline ediyordu. Bunun karşılığında bu yönetici esirler daha rahat barakalarda kalıyor, daha fazla yiyecek alabiliyor, sağlık imkanlarından faydalanıyordu. SS askeri gibi çalışıyorlardı. Genel de 1 nolu blok onların bloğuydu.

Diğer yandan bu sınıflandırmanın en alt katmanı olan yahudi ve rus esirler, çoğu zaman aç susuz yaşıyor, tüm kış şartlarına rağmen giyecek bir şey bulamıyorlardı. Kampın arkasında izole bir hayatları vardı. Zaten en geç bir iki hafta içerisinde ölüyorlardı. Dayanabilenler ise çoğu zaman SS askeri tarafından öldürülüyordu.

Özellikle son yıllarda uyku düzeni diye birşey kalmamıştı. 300–400 kişilik barakalarda 2000'den fazla kişi kalmaya başlamış. Bırakın yatak bulmayı iç çamaşırı dahi lüks hale gelmişti.

Beslenme ve mutfak

Bütün gün madende çalışan işçiler ilk yıllarda sistematik şekilde aç bırakılıyordu. Günde 1500 kalori veriliyordu. Ancak son yıllarda kamp nüfusunun patlama yapması ile oluşan kıtlık toplu ölümlere neden olmaya başlamıştı. Açlık öyle bir hal almıştı ki bir tas çorba için ayakkabı, mont ya da iç çamaşırları takas ediliyordu.

Mutfak barakasının önünde çorba için sıraya girmiş esirler

Güvenlik

1939'dan 1945'e görev yapmış SS askeri sayısı 10.000'di. Toplu ölümlerin, işkencelerin ve hiyerarşinin yarattığı korku en önemli güvenlik unsuruydu. Bunun dışında tüm kamp kalın duvarlar, gözetleme kuleleri ve elektrik telleri ile kaplıydı. Bazı esirler bu 320V’luk telleri kullanarak intihar etmişti.

Solda elektrik telleri ile intahar etmiş bir esir, sağda günümüzdeki hali

Tüm bunların dışında kampta bir de hapishane vardı. Düzeni bozanlar, politik suçlular, kaçmaya tenezzül edenler vs.. bu hapishanede tutuluyordu. Genelde yalnız ve karanlık bir hücrede.

Maden

Mauthausen’da taş ve granit madenleri vardı. Bu madenlerde hayat o kadar zordu ki Auschwitz toplama kampındakiler dahi buraya transfer olmaktan korkarlardı. Genelde oldukça ilkel aletlerle çalışıyorlardı, birçoğu sadece ellerini kullanıyordu.

Ölüm merdivenleri eski ve günümüzdeki hali

Granit madenlerinin olduğu bölgede 186 basamaklık dik merdivenlere ölüm merdivenleri(death stairs) deniyordu. Merdivenlerin sağ tarafı uçurumdu. Esirler sırtlarında büyük maden blokları ile bu merdivenleri çıkmaya zorlanırdı. Zaman zaman sırtlarındaki kayalar düşüp merdivendeki onlarca esirin ölümüne neden olurdu. SS askeri bu merdivenlerde zaman zaman esirleri yarıştırıyor, kaybedenleri merdivenlerden aşağı atıyordu. Bu yüzden bu madene paraşüt madeni, bu şekilde ölen esirlere ise paraşütçü diyorlardı.

Hastalık ve infaz yöntemleri

Naziler için kampta iki önemli problem vardı. Hastalık ve ucuz infaz.

Solda esirlerin zayıflığını gösteren bir kare, sağda yaralı ve sakat esirlerin serbest kaldıktan sonra evlerine dönerken çekilmiş bir fotoğraf.

Bulaşıcı hastalıklar toplu işçi kaybı demekti. Yeni gelen esirlerin salgın hastalıklarından şüphe ediliyordu, bu yüzden ilk 2–4 haftayı karantina bloğu adı verilen izole bir blokta geçiriyorlardı. Bu blokta hasta esirler bulunuyordu. Bu sayede yeni esirlerde bulaşıcı bir hastalık varsa kampa bulaştırmamış oluyordu. Bir esirde bulaşıcı bir hastalık tespit edilirse öldürülüyor ve krematoryumda yakılıyordu.

Aslında kampta bir revir vardı. Ancak bu revir sadece ayrıcalıklı esirlere hizmet ediyordu. Eğer hasta esir ayrıcalıklı değilse, çalışamayacak kadar kötüyse ya da bulaşıcı bir hastalığı varsa infaz ediliyordu.

Solda gaz odası, sağda cesetleri yakmak için kullanılan krematoryum.

Başlarda infaz Naziler için bir ceza yöntemi iken nüfus arttıkça nüfus planlama yöntemi haline gelmişti. Ancak kurşun pahalıydı ve silah ile infaz efor gerektiriyordu. Önceleri esirlerin kıyafetlerini çıkartıp tazyikli su ile ıslatıyor, yüzlerce esiri birkaç gün içinde dondurarak öldürüyorlardı. Ardından bu da yeterli gelmedi ve gaz odaları inşa ettiler. Gaz odası duşa benzer fayanslı bir odaydı. Esirler duş ve temiz kıyafet vaadiyle bu odaya sokuluyor ardından gaz ile infaz ediliyordu. Mauthausen’daki gaz odası 120 kişilikti. Krematoryum ile yan yanaydı. Gaz odasının bir kapısından giren esirler öldürüldükten sonra diğer kapısından fırınlara gönderiliyordu. Ceset yakmak için kurulan bu fırınlarda, gaz odasından çıktığında ölmemiş ama bilincin yitirmiş canlı esirleri de yaktıkları söylenir.

Solda savaş sonrası bulunan bir kül yığını, sağda Mauthausen’da külleri boşalttıkları arazinin şimdiki hali.

Cesetleri yakmak Nazilerin çirkin sistemlerinin son halkası değildi. Yanan cesetlerin küllerini kamyonlarla kampın dışındaki bir araziye boşaltıyorlardı. Bu kül yığını(Ash Dump) beni en çok etkileyen noktaydı. Çünkü o küller hala orada, bitki örtüsünün üzerinde gri tabakada insanoğlunun ne kadar acımasız olabileceğini haykırıyor.

  • Özellikle son yıllarda tüm esirler kaydedilmediğinden Mauthausen’da kaç kişinin kaldığı tam olarak bilinmiyor. Resmi kaynaklar 212 bin civarı esir kaldığını, minimum 100 bin esirin öldüğünü doğruluyor.
  • Mauthausen’da bir de deney odasında insanların organları canlı canlı alınıyor ve steril kaplarda saklanıp deneylerde kullanılıyordu. Buradaki doktorlar dövmelerini beğendikleri esirlerin derilerini yüzüp kitap kabı, eldiven, çanta yaptırıp satıyorlardı.
  • Mauthausen’ın komutanının adı Franz Ziereis’dı. Ziereis’ın 11 yaşındaki oğlu babasının ofisinin penceresinden zaman zaman esirlere tüfekle ateş açıyordu.

Solda SS askerleri esirlere birdir bir oynatırken, sağda Mauthausen kumandanı Franz Ziereis.

  • Mauthausen’daki askerler sırf eğlenceli olduğu için esirlere bazı ölüm oyunları düzenliyor, kaybedenleri öldürüyorlardı.

Bu vahşetin üzerinden henüz 100 yıl bile geçmedi. Peki binlerce Nazi askeri nasıl vicdanlarını kaybetmişti, nasıl insanlıklarını yitirmişti?

İdeoloji; hem bizi hayvanlardan ayıran hem de insalıktan çıkaran şeyin adı. Hem toplum olmamızı sağladı, hem toplumları katletmemizi. O kadar faydalı ama bir o kadar da tehlikeli…

Yazarken bir mesaj kaygım yoktu ama şimdi şu cümleyi kurmak zorunda hissediyorum;

Bir ideoloji edinmeden önce insan sevgisi, karşıt fikirlere saygı ve sorgulama kabiliyeti edininiz.

Sevgiler.


Originally published at dunyakadaryolumuzvar.com on October 6, 2016.