Ocak’ta Belgrad

Kalabalık tatil planlarını hazırlamak kimi zaman çok bilinmeyenli denkleme dönüşüyor. Göz önünde bulundurulması gereken birçok kriteri, uzun akşam sohbetlerinde masaya yatırmak ve ekipteki herkesin müdürüm ne der endişelerini, hazırlanması gereken sunumlarını, çeyrek sonu hedeflerini değerlendirmek zorunda kalırsınız. Bu gibi kriterleri bir araya getirince en uygun tarihi ve yeri seçmek zorlaşıyor tahmin edersiniz ki. Bizim Belgrad gezimiz de bu sebeptendir ki pek de uygun denilemeyecek bir tarihe denk geldi:) 1 Ocak 2015 -13°C.

Açıkçası yazın kavurucu sıcağı ile esmer tene ulaşmak hiçbirimiz için başlıca gezi hedefi olmadı. Ancak Belgrad gezisi öncesi gerçekleşen tüm organizasyonlarımız makul sıcaklıklara denk gelmişti. Hal böyleyken Belgrad’ın keskin soğuğu hakkında da söylenecek söz, anlatılacak hikaye birikti tabi.

Pek adetimiz değildir ama (Belgrad tatili öncesi birçok seyahatte yaptığımız gibi) şehri yürüyeceğimizi de hesaba katarak, soğuktan korunmak için ciddi hazırlıklarımız oldu. İçliğin en iyisi nasıl olur, hafif ama soğuktan koruyan mont nereden en ucuza alınır araştırdık, araştırmadık değil. Ama sonuçta tahmin ettiğimiz masrafın yaklaşık 3 katına tüm ihtiyaçlarımızı tamamladık:)

Diyelim ki benzer tarihlerde siz de Belgrad’a bir gezi organizasyonu yaptınız ve hava -13°C’lerde seyrediyor; Nikola Tesla Havaalanı’ndan dışarıya adımızı attınız. Dışarıda alacağınız ilk nefes daha önce aldıklarınıza benzemeyecek. Belki naneli şeker yiyip, üzerine su içerseniz benzer bir etkiyi yaratabilirsiniz:)

Belgrad seyahatimizin ana başlıklarını; “Yemek, Tesla ve Cafe” olarak belirlemek yerinde olur. Yemek yemek, restoran aramak ve yemek sonrası yemek hakkında yapılan yorumlar bizim gezilerimizin büyük bir kısmını kapsıyor. İlk hedefimiz şehre özgü tatlar bulmak. Eğer yoksa tüm Avrupa şehirlerinde bulabileceğiniz global tatları en iyi şekilde sunan restoranları bulmak ise ikinci hedefimiz oluyor. Belgrad’a özgü uğramadan dönülmemeli diyebileceğimiz cinsten birkaç restoran bulduk, deneyimledik, beğendik. Question Mark isimli meyhane bunlardan biri. Ambiyansı tam bir Balkan tavernasını andırıyor. İçeri girdiğinizde dekorasyonu ve eski mobilya kokusu ile biraz klişe olacak ama zamanın 20. Yüzyılın başlarında durduğunu düşündürüyor. En ünlü yemekleri Cevabi. Türkiye’de yediğiniz ortalama bir köfte ile benzer bir tada sahip olduğunu düşünebilirsiniz ama ambiyans için gidilmeye değer. Restoranda sigara içilmesine rağmen havalandırmanın olmaması tek olumsuz yönü.

Lorenzo & Kakalamba ise bir diğer alternatif. Mekan dışarıdan hayli sıradan görünürken, içeri girdiğinizde orijinal dekoratif objeler tuvaletinde dahi sizi etkiliyor. Yılbaşı olmasının da etkisi ile biz oyuncak dükkanını andıran rengarenk bir ortam bulduk. Yemekler ve denediğimiz tüm başlangıçlar, özellikle Melanzana Parmigiana(mozarellalı patlıcan diyebiliriz) çok başarılıydı. Ana yemeklerden Lazanya, çok sevdiğimden midir bilmem ama beni mest etti.

Tüm gün çok yoruldunuz güzel bir yemeği hak ettiniz diyelim. Özel bir yemek ile günü taçlandırmak istiyorsunuz. Little Bay sizin için uygun bir mekan olacak. Kırmızı kadife dekorasyonu ile 18. yüzyıldan kalma bir opera locasını andıran restoranda piyano eşliğinde bir akşam yemeği yemek, her yerde deneyimleyemeyeceğiniz bir tecrübe. Fiyatlar böyle bir mekana göre gayet makul. Gitmeden önceden rezervasyon yapmanız gerektiğini hatırlatayım.

Eğer gün içerisinde ünlü Knez Mihailova caddesinde bir gezinti sonrası güzelce karnımızı doyuralım yoksa bu soğukta gezilmez derseniz Suadiye’den de aşina olduğumuz Vapiano güzel bir seçenek. Tanıdık italyan tatlarının hakkını verdikleri şüphe götürmez.

Bu tarihlerde sokakta burnunuzun ucunu hissederek geçirebileceğiniz zaman ortalama 20 dakika. Neyse ki adım başı Cafe bulmak mümkün. Belgrad’da, gittiğimizde bizi hayal kırıklığına uğratan herhangi bir cafe olmadı. Hepsi kendine özgü tarzı ve başarılı kahveleri ile soğuk havayı lehimize çevirdi. En akılda kalıcı olanı müthiş Tart Tatin tatlısı ile Smokvica di.

Gelelim elektriği kablosuz taşıyan sırp asıllı Tesla’nın müzesi Nikola Tesla Museum’a. Konusunda bilgili çalışanları ile küçük ama profesyonel yönetilen bir müze. Müze rotası Tesla’nın hayatını anlatan bir video ile başlıyor, kişisel eşyaları ve konuda uzmanlığı olmayan ziyaretçilerin bile ilgisini çekecek interaktif deneyler ile heyecan verici birkaç saat vadediyor. Gitmeden dönmeyiniz.

Tüm bunlara ek olarak, eğer ki Belgrad’da iki günden fazla geçirecekseniz planlarınıza ekleyebileceğiniz Belgrad Açık hava askeri müzesi var. Belki soğuk havadan belki konseptinden bizi kendine çok çekmedi eğer ki tank, roket atar tarzı savaş ekipmanlarına ilgiliyseniz kaçırmayın derim.

Özetle Tuna ve Sava nehirlerinin buluşma noktası başkent Belgrad görülmeye değer, hele ki benim gibi yanınızda birbirinden güzel dostlarınız varsa… Şimdiden iyi yolculuklar.. Vakit kaybetmeyin daha dünya kadar yolunuz var;)


Originally published at dunyakadaryolumuzvar.com on April 26, 2016.