Parkın İçindeki Özgür Şehir; Kiev

Geçmişi 5.yy’a kadar uzanan eski bir yerleşim yeri Kiev. Anlatıya göre 4 kardeş kurmuşlar bu şehri ve kiev şehrinin ismi kardeşlerin en büyüğü olan Kyiv’den gelmekte. Sovyetler Birliği döneminde de Moskova ve St. Pettersburg’dan sonra 3. büyük ve önemli kent olarak varlığını devam ettirmiş ve Ukrayna Bağımsızlığını ilan ettiğinde de başkent ilan edilmiş.

Borispol Havaalanı şehrin yaklaşık 40 km dışında olup şehre metro, otobüs ve taksi ile ulaşım mevcuttur. Metro ve otobüs kullanmayacaklar için yerel taksiler ile yolculuk pahalı olduğundan UBER’e bağlı araçlar ile yolculuk yapılması daha ucuz olacaktır. Biz kasım ayında gittiğimizden havaalanında epey bulutlu ve puslu bir hava ile karşılaştık. Havaalanından şehir merkezine giderken en fazla dikkatimizi çeken şey şehrin yeşil görünümü idi. Goethe’nin şehir ile alakalı; “İçinde parklar olan şehirler gördüm ama parkın içinde şehri ilk kez görüyorum.” Şeklinde tezahür eden sözlerini doğrularcasına her yer yeşil orman örtüsü ve parklar ile kaplı. Bir başka dikkat çeken ayrıntı da ağır Komünist rejimin komün yaşamı öne alan büyük ve gösterişsiz, banliyö boyunca uzayan ve hali hazırda yıkılmaya yüz tutmuş binaları.

Şehir Avrupa’nın 4.büyük nehri olan Dinyeper Nehri’nin hemen kıyısına kurulmuş. İstanbul Boğazı’nda yeşil örtünün günden güne azaldığı düşünüldüğünde Dinyeper Nehri ve arka fondaki yeşil görüntüsüyle şehir Orta Çağ görüntüsünü muhafaza etmiş durumda.

Konaklama olarak merkezde çok sayıda otel olmasına rağmen biz tercihimizi yine Maidan Nezalezhnosti’de bulunan ve geceliği 35 USD olan apart evlerden yana kullandık. Gezilecek yerlerin büyük bölümü bu bölgeye yürüme mesafesinde olduğundan konum olarak bu durum bizi rahatlattı. Kiev denilince ilk gezilip anlatılması gereken yerin Maidan Nezalezhnosti olduğunu da daha ilk gün valizlerle oraya düştüğümüzde anladık. Meydan, 91 SSCB’den ayrılma sürecine ve 04 Turuncu Devrimine ev sahipliği yapan devrimci bir ruha sahip. Meydan’da büyük puntolarla yazılı; “Freedom is our religion” yazısı da bu ruha paralel olarak her gün oradan gelip geçen insanlara Özgürlük Heykeli ile birlikte selam durmakta.

Kiev’in en ünlü caddesi Kreşatik Caddesi (Khreshchatyk Street) de Meydanı ortadan ikiye bölmekte. Kreşatik Caddesi etrafında 17.-18. yy.’dan kalma şık ve kasvetli binaları, geniş yol ve kaldırımları, güzel kafe ve restoranları ve güzel kızları ile yürümekten hiçbir zaman sıkılmayacağınız bir yer. Hafta sonları ve tatillerde bu cadde araç trafiğine kapatılarak adeta bir panayır yerine çevrilmekte. Her yerde sokak müzisyenleri, dans eden çiftler, hediyelik eşya satan satıcılar ve sokak ışıklarıyla adeta bir cümbüş havası hakim olmakta. Meydanın yer altında da Globus denilen içerisinde güzel restoranların da olduğu bir alışveriş merkezi bulunmakta.

2.Dünya Savaşına ait tankların, uçakların, bombaların ve askerlere ait eşyaların sergilendiği Büyük Vatanseverlik Savaşı Müzesi ve Nazi-Sovyet Savaşında hayatını kaybeden 7 milyondan fazla Ukraynalı Asker anısına dikilen Mother Motherland heykeli genel bir kompleks halinde meydana araçla 10 dakika mesafede bulunmakta.

Yine gezilip görülmesi gereken yerlerden bir tanesi de St. Sophia Kilisesidir. Bu kilisenin isim babası İstanbul’daki Ayasofya’dır. Eski bir sokak olan Andrevski Yokuşu sağlı sollu Ukrayna’ya özgü hediyelik eşyalar satılan tarihi ve güzel bir yer olup Andrevski Kilisesi’nin silueti çok şıktır.

Ukrayna mutfağıyla alakalı benim deneyimlediğim ilk şey geleneksel çorbamız dedikleri Borsch çorbasıydı. Sebzeli ve biraz ekşi bir tadı olan kırmızı renkli bir çorba. Bunun haricinde Kievski denilen şinitzeli andıran tavuklu yemekleri de fena değildi. Biz et ile alakalı biraz hassas olduğumuzdan Meydan’da bulunan Gürcistan Restoranında Haçapuri denilen peynirli yumurtalı pide ile daha çok günlerimizi geçirdik.

Kiev gece hayatıyla da ünlü bir şehir olduğundan bu hususta da birkaç kelam etmek gerekir. Meydana yakın olmak isteyenler hemen Kreşatik Caddesi’nin bitiminde Arena City denilen ve gerçekten bir Arena şeklinde dizayn edilmiş olan, içerisinde publardan, gece kulüplerine, striptiz barlardan, kafelere kadar birçok seçenek barındıran yerlerde eğlenebilirler. Bunun haricinde benim deneyimlediğim iki mekanı da anlatmam gerekir. Birisi yine Meydan’da Khreschatyk City Center Hotel yanında hizmet veren Buddha bar. Mekanda eğer locada oturacaksanız ki biz öyle yaptık depozitolu tarife uyguluyorlar ve biz 4 kişi toplamda 3.000 Grivna-yaklaşık 400,00-TL- olan depozitoyu içki ile dolduramadık ve çıkışta bize 1 şişe şarap ikram ettiler. Diğer gittiğimiz mekan ise Caribbean Clup. Şahsen ben kendimi bu mekanda daha rahat hissettim. Daha kalabalık olmasına rağmen daha genç insanların geldiği ve latin müziklerinin ağırlıkta olduğu bir yer. Cumartesi gecesi olması sebebiyle mekan tıklım tıklım doluydu ve sanırım tüm Ukrayna gece kulüplerinde olduğu gibi içeride kadın hakimiyeti ağırlıktaydı. İçki fiyatları ise Türkiye’dekilerini aratmayacak kadar ucuzdu.

Kiev ve sosyal yaşam ile alakalı birkaç gözlemimi de burada anlatmak istiyorum. Kaldığım 4 gün içerisinde en ufak bir nezaketsizliğe bile denk gelmedim. Trafikte egemen olan taraf yayalar ve araçlar son derece saygılı. İnsanlar rahat ve herkes kendi işine bakmakta. İnsanların aylık kazancı az olmasına rağmen herkes iş ve eğlence hayatını ayırmayı başarmış ve bu sayede az parayla son derece mutlu görünüyorlar. Öğlen Kreşatik caddesinde gördüğünüz soğuk bir kızı akşam gece kulübünde olanca ihtişamı ve ateşi ile gördüğünüzde sakına şaşırmayın. Evet kadınları güzel. Kreşatik caddesinde yürürken kendinizi bir an güzellik yarışmasında jüri olarak hayal edebilirsiniz. Genç nüfus hariç İngilizce bilme oranı az. Google translate sağolsun.

Bu yazı Kiev’in ancak çok kısa bir özeti olabilir. Zira şehir ile alakalı gidilebilecek yerler ve anlatılabilecek daha birçok şey var. Kim bilir belki bir gün başka bir yazının konusu olur.

Umarım…