PortAventura — Dragon Khan yolunda

Ali, selam oğlum ben baban. Evet tanışmıyoruz çünkü henüz sen doğmadın. Annenle biraz yavaştan alıyoruz da. Neden mi? Çünkü ülkemizdeki siyasi ve sosyolojik yanlışların sonucunda yaşanan ahlaki çöküntünün etkilerinin yanı sıra dünyadaki adaletsiz kaynak paylaşı… şaka lan şaka, baya keyfimizden yapmıyoruz seni. Doğduktan sonra ömür boyu derdin tasan bitmeyecek şimdi. E biz de genciz aslanım, bir daha mı gelicez lan dünyaya hahaha.. Neyse cıvıma, konumuza dönelim. Sana, bu yazıyla başlayarak ebeveynlerinin seyahat anılarını anlatacağım. Bu sayede hem bizi şimdiden tanırsın hem de gençliklerimizi öğrenmiş olursun. Ayrıca ben de gelecek nesillere ve dünya litaratürüne kalıcı bir eser bırakmış oluru… Bak hala dinliyo, hanım gel kız gel şapşik çıktı bu.

Yıl 2010, aylardan Ekim, Barselona’dayız, 7 kişiyiz. Ekiptekileri ben anlattıkça tanıyacaksın. Hepimizin ilk yurtdışı deneyimi ve 9 günlük kısa gezimize 2 ülke 4 şehir sıkıştırmışız. Bu yüzden tecrübe edilmemiş hiç bir deneyim, çekilmedik tek bir fotoğraf, görülmedik tek bir sanat, anıt, mezar kalmasın diye koşar adımlarla geziyoruz ve uyumuyoruz. O sırada benim aklımda, gelmeden araştırdığım bir tema park var. Dönmemize 2 gün kala oraya gitmeyi öneriyorum, tabi ekipteki haritasız gezemeyen sanat tarih fetişleri Fırat, Beyza ve annen mırın kırın etmeye başlıyor. Ama babanın dayanılmaz ikna kabiliyeti sayesinde o gezinin en akılda kalıcı günü başlıyor.

Portaventura

O yıllarda İstanbul’da tema park yok, roller coaster görmemişiz, varsa yoksa gondol. O da, gondolun en arkasında ayağa kalkabilen hercai ziyaretçileri ve kafası karışık terlikli makinistleri yüzünden bizi biraz korkutuyor. Nitekim Portaventura’yı içimizdeki aksiyon hevesini dindirmek için iyi bir fırsat olarak gördük ve sabah saatlerinde yola koyulduk.

Portaventura; Barselona’nın 110 km doğusunda Katalunya’nın Tarragona isimli bir şehrinde bulunuyor. Oraya varmak için Barcelona Estacio de França’dan trene bineceksin. 1 saat 20 dakikalık yolculuğun ardından, Portaventura’ya ulaşabilirsin. Portaventura içerisinde plajlar, oteller, tema park, aqua park hatta sirk barındırıyor. Bizim konumuz tema park tabi. Tema park, her birinin kendi karakterini yansıttığı 6 farklı bölgeye ayrılmış; Akdeniz, Polinezya, Vahşi batı, Meksika, Susam Sokağı ve Çin. Bir bölgeden diğerine geçtiğinizde yeni bir parka girmiş gibi olacaksın. Bu sayede park bir dakika bile sıkılmana izin vermeyecek.

Akdeniz (Mediterranean)

Girişten geçer geçmez, içini kıpır kıpır eden bir müzik başlayacak, içinde bulunduğun bölge Akdeniz. Solunda küçük bir gölet ve korsan gemileri, sağında restoran ve market göreceksin. Ortamın gazına gelip fotoğrafla çok vakit harcama, daha yolun uzun, ayrıca çıkarken buraya tekrar uğrayacaksın. Yola devam ettiğinde solunda Furious Baco’yu göreceksin. Sevgili oğlum, eğer babana çektiysen tam bir roller coaster aşığı olman lazım. Binmek için sıraya girdiğinde sabırsızlıktan elin kolun titremeli, iner inmez “tekrar binelim mi” demelisin. Ama annene çektiysen olayları daha sakin karşılayacaksın…. Ne o heyecanlanmadın sanki, lan yoksa?

Furious Baco 850m uzunluğunda, 3.5 saniyede 145 km’ye çıkan bir hızlanma makinesi. Biz bindiğimiz yıl Avrupa’nın en yüksek ivmeli hız treniydi. Bu trene mutlaka binmelisin. İkinci kez binmek istemezsen gel ve bana acı gerçeği açıkla. Ya da gözüme görünme, ne bileyim işte…

Polinezya (Polynesia)

Akdeniz bölgesini geçtiğinde kendini Tahiti yerlilerinin dans ettiği, papağanların şov yaptığı, adaların ve yanardağların olduğu bir mekanda bulacaksın. Polinezya’dasın. Burada biraz ıslanacaksın. Sorun yok, üşütme yeter. Şimdi sol tarafında Kontiki var. Bildiğimiz gondolun güvenli olanı. Ben binmemiştim. Sağında ise görebileceğin en eğlenceli sıçratma botu var. Tutuki Splash; sırılsıklam oluncaya kadar tekrar tekrar bindiğimiz, artık profosyoneli olup bizimle beraber binen turistleri trollediğimiz, Beyza teyzenin ayakkabısız binmek için görevlilere ucuz yalanlar söylediği çok eğlenceli bir aksiyon. Mutlaka dene, kenarda satılan yağmurluklardan almana gerek yok. Bir işe yaramayacaklar.

Susam Sokağı (SésamoAventura)

Bu yazıyı okuyabilecek yaşa geldiğine göre Susam Sokağını biliyorsundur…. Bilmiyor musun? Piiiii… Annenin en sevdiği televizyon şovu oğlum, tarumar eder valla seni. Bizim çocukluğumuzu şekillendirdi bu şov, ayrıca sosyal bir deneymiş söylentilere göre. Edi Büdü, Minik Kuş, Kurabiye Canavarı, Kermit felan öğrenin oğlum bunları, elinizin altında internet var. Ahh ah, hep popüler kültürün etkileri bunlar işte.

Neyse Polinezya bitince Susam Sokağı başlıyor. Kendi başına gezebildiğine göre burası sana biraz çocukca gelebilir. Markete uğrayıp, annene bir jest yapabilirsin. Evdeki eski Edi-Büdü oyuncaklarını da ordan almıştı. Burada biraz soluklanıp, belki bir şeyler atıştırıp devam edebilirsin.

Vahşi Batı (Far West)

Susam Sokağı’nın ardından Dragon’u sona saklamak için Vahşi Batı’ya geçmelisin. Vahşi Batı’ya girdiğinde bir kovboy barında dans şovuna rastlayabilirsin. Ya da bir sokakta banka soygunun arasında kalabilirsin. Korkunç kovboyların, kasaba şeriflerinin cirit attığı mekanda çok sayıda atraksiyon var. Bunlardan biri Grand Canyon Rapids; sözde Colaroda nehrinde yuvarlak botlarda rafting yapacaksın. Islanacağını unutma. Ayrıca köprülerin altından geçerken ziyaretçiler üzerinize içecek dökebilir, su tabancalarıyla su sıkabilir, kızmayın, eğlenmesini bilin. Bu arada biz Grand Canyon Rapids’te Serhat amcanı kaybettik. Meğer Serhat amcan kıçı ıslanınca hayata küsüyormuş. Sonrasında ergen gibi kıçının ıslanmasıyla ilgili homurdanıp durdu. Bazı etkinliklere sırf bizi cezalandırmak için katılmadı, ya da biz öyle zannettik.

Vahşi Batı’daki bir diğer denemeye değer oyuncak Stampida. 25m yüksekliğinde, 953m uzunluğunda, tahtadan yapılma, çok hızlı sayılmayacak(75km/s) bir hız Treni. Ancak tahtadan olmasının eğlenceli bir hissi var. Biz binmeden önce biraz endişelenmiştik, aşağıdaki videoda görebilirsin. Hoşlandığın birileri felan varsa yanına oturmasını isteyebilirsin, gülersin tabi köfehor seni… Gülme evladım tamam, vur dedik öldürdün, baban oturuyor karşında.

Meksika (México)

Vahşi Batıdan çıkıp o devasa hız trenine doğru haraket edersen arada Meksika’ya uğrayacaksın. Büyük şapkalar, acılı yemekler, taco felan işte. Burada aklımdan çıkmamış iki farklı etkinlik var. Bir tanesi Hurakan Condor, 100m yüksekliğinde bir düşme kulesi. “Yea düşme kulesi işte baba” diyebilirsin. Öncelikle “yea” denmez babaya. Şöyle anlatayım İstanbul Vialand’deki düşme kulesi 50m. Hurakan Condor onun 2 katı uzunluğunda, düşerken 114km/saat hıza çıkıyorsun 1–2 saniyede. Keyifli, aklını alır, dene sen.

Diğer keyifli etkinlik ise Templo del Fuego. İçeri girdiğin anda bir Indiana Jones filminin içerisinde bulacaksın kendini. Aslında bir tiyatro oyunu ama seyirci de sahnede. Alevler, düşen kaya parçaları, hatta üzerinde bulunduğumuz platformun sürekli titreyip sonunda yıkılması. Ne olduğunu anlayamadan girdiğimiz tapınaktan, keyifli anılarla ayrıldık. Etkinliğin sonunda Canan teyzen heyecandan kolumu morartmıştı.

Çin (China)

Meksika’yı bitirdiğinde bilerek sona bırktığımız Çin’e geçeceksin. Çin’i çok da anlatmaya gerek yok işte. Kubbeli evler, çekik gözler, boyalı yüzler felan. Çin bölgesini asıl özel kılan, dünyanın en heyecan verici 10 hız treninden biri olan, 50m yüksekliğinde, 104km/saat hızında, 1.3km uzunluğunda tam 1.45 dk süren, Reus havalimanından bile gözükebilen, adını bir Çin mitolojisinden almış Dragon Khan isimli hız treninin bu bölgede olması. Bu ölçülerin dışında Dragon Khan’ı asıl zorlu yapan çok fazla döngüsünün ve ters düşüşünün olması. Trene bindikten 30 saniye sonra her dilde “yeteer” kelimesini duyabilirsin, ama en çok kendi sesini duyacaksın.

Biz trene binmeden önce kuyruktayken eminim ekiptekilerin aklından geçenler şöyleydi;

  • Ferhat: “İkinci kez bile binicem Khan’a, vurucam kırbacı, vurucam kırbacı.”
  • Gökay: “Bu da değil, daha heyecanlı birşeyler lazım.”
  • Canan: “Keşke Instagram adında bir sosyal medya uygulaması olsa.” (Instagram ilk yayın tarihi 6 Ekim 2010)
  • Beyza: “Hiç kimseye binmeden döndü dedirtemem. O check list bitecek”
  • Burcu: “Herkes çok saçmalıyor. Uff sanırım buradaki en mantıklı insan benim.”
  • Serhat: (Homurdanarak) “Kıçım ıslak, kıçım. Kimse beni anlamıyor.”
  • Fırat: “Ben bu ucubeye binmem.”

O ucubeye o gün hepimiz bindik. İndikten sonra bir süre hiçbirimiz konuşmadık. 5 10 dakika sonra beynimize biraz kan gitmeye başladı. Ardından gelen yorumlar pek de olumlu değildi. Çünkü Dragon Khan heyecan verici olmaktan çok mide bulandırıcıydı. Adrenalin üretmemiz gerekirken mide öz suyu üretmiştik. Ben dahi 2. kez binmek istemedim.

Nitekim hayallerini kurduğumuz hız treni belki beklediğimiz gibi çıkmamıştı ancak Dragon Khan yolunda yaşadıklarımız, gördüklerimiz, burada anlatabildiklerim, anlatamadıklarım o kadar yılın ardından aklımdan hala çıkmadı.

Oğlum Ali, 70–80 yıllık insan ömründe paranla satın alacağın hiçbir şey kalıcı olmayacak. Bu yüzden yapabileceğin en iyi yatırım hatıraların olmalı. İyi insanlar ve iyi hatıralar biriktirmelisin, her döneminde anlatacak bir şeylerin olmalı ki yaşamış sayılabilesin. Bu anlamda Barselona’nın doğusunda iyi bir fırsatın olabilir.

Henüz doğmamış çocuğa yaşamanın ipuçlarını da verdiğime göre, burada bitirsem iyi olacak.

Tekrar görüşeceğiz evlat.


Originally published at dunyakadaryolumuzvar.com on April 30, 2016.