Yedigöller Kampı

Daha önce pek çok kez yaz kampı yapmış bir ekip olarak kış kampı fikri kulağa heyecan verici gelmişti. Mevcut ekipmanlarımızı gözden geçirmekle işe başladık. Çadırımız, şişme yataklarımız, çeyizimizden çıkma yorganlarımız, ışıldaklarımız, masamız ve tabiki portatif sandalyelelerimiz. Kış kampı için bunlardan fazlasına ihtiyacımız olduğunu gezinin sonunda farkettik. Yazının sonunda kış kampı için mutlaka hazırlık yapmanız gerektiğinden emin olacaksınız.

Yol

Kış kampı yapılabilecek yerlere bakarken zaten çok uzun zamandır da görmek istediğimiz için hiç düşünmeden ortak kararımız Yedigöller oldu. Yedigöller’e nasıl gidebileceğinizle ilgili bir çok blogda abartılı yorumlarla karşılaşabilirsiniz. Sakın kendi arabanızla o yola çıkmayın, malını seven arabasını o yolda kullanmaz, arabanızın altı darmadağın olabilir, turla gidilmesini tavsiye ederiz ve benzeri bir çok yorumu biz de okuduk. Biz her zaman konulara çok bilimsel yaklaşan bir ekip olarak “ya o kadar da değildir ne olacak” diyerek 29 Ekim sabahı yola çıktık. Kadro bir dünya kadar yolunuz var okuyucusu olarak size tanıdık gelecek isimlerdi ; Gökay, Burcu, Fırat,Ferhat ve ben.

Yedigöller yolunda daha önce yol ile ilgili okuduğumuz yazılara belki de ilk defa bilimsel yaklaştığımız için sevindik. Çok da araştırma yapmadan google maps’in bize çizdiği rota ile yola koyulduk. Yol gayet düzgündü, arabanın ne altına ne üstüne hiçbir sıkıntı gelmedi. Yedigöller Tabiat Parkı’na artık iyice yaklaştığımızı bize hissettiren ne yazık ki inanılmaz bir araba kuyruğu oldu. Evet her ne kadar sosyal,insan canlısı kişiler de olsak bu durum bizi pek de memnun etmedi. Doğa ile başbaşa kalalım derken bir düğün fotoğrafının içinde kaldık. Sonrasında araba kuyruğu birden açıldı ve parkın içerisinde arabayı parkedecek bir yer bulmamızla beraber yolculuğumuz sona erdi.

Beklenmedik Misafir

Havanın soğuk olmasına rağmen çadırları kurabileceğimiz boş bir alan bulmak pek de kolay olmadı. Yağmur yağma ihtimali, rüzgarın yönü vesaire derken zor da olsa karar vermiştik. İnsanlar çoluk çocuk çadırları almış gelmişti.Yavaş yavaş güneşin gözden kaybolmaya başlaması ile zemin üzerinde ateş yakmanın yasak olduğunu belirten tabelaları görmemiz de aynı zamanlara denk geldi. İnsanlar küçük tenekelerin içerisinde odunları yakmış başında ısınmaya çalışıyorlardı. Bazıları yanında getirmişti, bazıları ise etrafta bulmuştu. Neyse bir şeyler yapacağız diyerek ben hariç ekibin diğer kalanı çadırları kurmak ve yerleşik düzene geçmekle ilgili çalışmaya başladılar.

Benim içim ise endişe dolu ,neyse bir şeyler yapacağız fikri tatmin etmemiş bir halde etrafa bakınmaya devam ettim. 5–6 genç koca bir varilin etrafında sanki ev sıcaklığında oturmuş muhabbetlerini ediyorlardı. Çevremdekiler çoğu zaman çok iyi niyetli bir insan olduğumu söylese de o an içimdeki endişe içimdeki tüm iyiliği öldürmüştü. O varil bizim olacaktı. Öncelikle tüm iyi ve cici kız halimle gençlere varili nereden bulduklarını sordum. Ve o an şans içimdeki iyiyi öldürmemi istememiş olacak ki gençler birazdan gideceklerini, istersek varili de bize bırakacaklarını söyledi. Heyecandan ne yapacağımı bilmez halde bizim çocukların yanına koştum, adeta bir kahraman gibi karşıladılar beni. Bu durum tabi daha fazla sorumluluk yükledi bana. Varilin başındaki gençleri her ne kadar rahatsız etmek istemesem de — belki de etmek istedim- bir sırtlanın avının etrafında dönmesi gibi dönmeye başladım etraflarında. Rahatsız etmiş olacağım ki gençler gerçekten gideceğiz gibi açıklamalar yapmaya başladılar. Güneş artık yüzünü iyice dönmüştü ve ayaz da kendini göstermeye başlamıştı, ekibimin sorumluluğunu almışken vazgeçemezdim. Ve mutlu son. Artık varil bizimdi, çadırları çoktan kurmuş olduğumuz için varili çadırların yakınına taşımamız gerekti. Huzurun verdiği bir yorgunluk ile sandalyeme oturmuş buldum kendimi. Hani bir yorgunluk kahvesi olsa derken farkettim ki hemen yan çadırımızda 60–65 yaşlarında bir çift höpürdete höpürdete kahve içiyordu. O güzel insanlarla tanışmamız da böyle oldu. Güllühan Teyze ve Bilgin Amca.

Güllühan Teyze ve Bilgin Amca’nın bizim yaşlarda iki oğlu vardı ve daha çocukları 1–2 yaşlarındayken başlamışlardı kamp işlerine. Her sene sonbahar olunca Yedigöl’ün sonbahara verdiği selamı görmeye gelir, Güllühan Teyze de sonra resmedermiş bu güzelliği. O ana kadar hiç düşünmemiş olacağız ki çoluklu çocuklu kamp hayalleri kurmaya başlamış olduk bu gezimizden sonra. Güllühan Teyze’nin ikram ettiği yorgunluk kahvesinin de gerçekten 40 yıl hatrı olmuştu bende.

Artık varilimiz vardı, hemen yanıbaşımızda tecrübeli kamp komşularımız da. Hava kararmadan karnımızı da doyurursak şahane olacaktı. Farkettim ki şimdiye kadar lak lak yapmaktan Yedigöller’i size hiç anlatmamışım.

Şirinler

Yedigöller isminden de anlaşılacağı üzere yedi gölden oluşuyor. Seringöl, Büyükgöl, Deringöl, Kurugöl, Nazlıgöl, İncegöl, Sazlıgöl. Biz Büyükgöl’de kampımızı kurduk bir çok insanın da yapmış olduğu gibi.Tuvalet mevcut, yiyeceklerinizi pişirebileceğiniz ocaklar var ( biz ücretsiz olarak kullandık). Çadırda kalmak istemezseniz bungalov evler var ama göl kenarlarında değil parkın aşağısında bulunuyorlar. Göl çevresinde bakkal market gibi bir yer yok ama sadece ekmek ve kömür alabileceğiniz bir yer var. Yanınızda nakit para getirmeyi ihmal etmeyin — biz ettik- kredi kartı ile ekmek kömür alamıyorsunuz.

Yedigöller’de Sonbahar gerçekten görülesi bir manzara vaadediyor. Güneşin ince ince göle vurup yansıması,sanki dikkatli gözlerle baksanız ve tabi ki uslu bir çocuk da olursanız arasında Şirinler’i görebileceğinizi sandığınız ağaç kovukları,mantarları.

Yedigöller kafa dinlemek için ideal bir yer olsa da insanlardan uzaklaşmak niyetiyle giderseniz hayal kırıklığı yaşayabileceğiniz bir yer. Özellikle gündüz saatlerinde oldukça kalabalık oluyor. Ama bölge büyük kendinizi dinleyebileceğiniz bir ağaç altı mutlaka bulabileceksinizdir.

Yürürken ayağınızın altında halı olmuş sonbahar yaprakları.Doğanın hoyrat ve özgür yaşayışına tanık olabilmek.

Gece

Yedigöller harikası bir yanda dururken tekrar dönelim bize. Kamp ocaklarında köftelerimizi pişirip ekmek arası yedik. Bu arada yanda komşumuz Güllühan Teyze bulgur pilavi pişiriyordu. Piknik çantasından bir salça çıkarıyor bir yağ çıkarıyordu. O sepetten birşeyler çıkardıkça bir sonraki kampta götüreceklerimizin listesi de bizim için artıyordu. Yemek faslı bittikten sonra komşularımızın da bize dahil olması ile beraber tüpün üzerinde demlediğimiz çayın keyfini çıkarmaya başladık. Nasıl olsa varil hepimizi ısıtmaya yetecek kadar büyüktü. Varil büyüktü büyük olmasına ama ayaklarımız ne yazık ki ateşten mahrum kalıyordu. Ateşin yanından bir an için ayrılmak ise son derece zor geliyordu. Biz yola çıkmadan önceki gün dışarıda soğuktan oturamadığımızı da düşünürsek aslında pek de şaşırtıcı bir sonuç değildi.

Artık üşümekten yorulmuş ve soğuğun getirdiği çaresizlikle geceyi bir anca önce çadıra girip ısınarak uyuyup kapatmanın zekice olduğunu düşündük. Ama ne mümkün… Montum üzerimde battaniyenin altına girip sadece nefes alabileceğim kadar bir açıklık bıraktım. Yere yakın tüm organlarımın yerini hissedebiliyordum. Böbreklerimiz gerçekten fasülye şeklindeymiş mesela. Bir ara soğuk sanırım bilincimi yitirmeme sebep oldu ki acaba ayağımı bir şeyle kessem de kan akıp ısınmamı mı sağlasa diye düşündüm. Ben bunları düşünürken ulumaya başlayan kurtlar da cabası oldu. O sıra çadırın dışında Bilgin Amca’nın sakin olun onlar buraya gelmez demesi bir parça da olsa içimi rahatlattı. Tüm bu halüsünasyonlar arasında sanıyorum yorgunluktan uyuyakaldım.

Dönüş

Ertesi sabah erken saatlerde hepimiz çadırlarımızdan kafamızı uzatmış soğukla mücadelemizin devam edeceği bir güne başlayacağımızı farketmiştik. Gökay dışında hepimiz böbreklerimizin yerinden artık oldukça emindik. Bir şeyler atıştırıp çevreyi gezmeye devam ettik.

Artık eşyalarımızı toparlayıp hava kararmadan evin yolunu tutmanın zamanı gelmişti. Son birer türk kahvelerimizi içip göl manzarasında ateşi sürekli körükleyerek geçirdiğimiz anların ardından yola çıktık. Ve tüpümüzü ve kafasını da Bilgin Amca’lara bıraktık. :) Dönüş yolculuğunda aklımda kalan tek şey hepimizin is kokuyor olmasıydı.

Kış Kampı İçin Öneriler

  • Kış kampına uygun 5 mevsim bir çadır. Bu alışverişi yaz aylarında yaparsanız daha uygun olabilecektir.
  • Hava koşullarına uygun bir uyku tulumu. Uyurken mutlaka yüzünüzü tulumun dışarısında bırakmayı unutmayın.
  • Zeminle çadırınız arasındaki ısıyı izole edebilecek bir mat.
  • Uyumanıza yakın sıvı alımınızı kısıtlayın ve mutlaka öncesinde tuvalete uğrayın. Tüm enerjinizle ısıttığınız tulumundan çıkmak sonrasında çok kolay olmayacak.
  • Çadırınızın havalandırmalarını asla kapatmayın. Biz bu hatayı yaptık ve sabah kalktığımızda çadırın içi yağmur ormanlarını andırıyordu.
  • Çadırınızı ve kamp alanınızı rüzgardan ve yağmurdan koruyabileceğiniz bir tente kullanın.
  • Cep sobaları hem elleriniz için hem de tulumunuz içindeki ısıyı arttırabilmek için iyi bir seçenek. Eğer cep sobası bulamazsanız sıcak su torbası da akıllıca bir çözüm olacaktır.

Originally published at dunyakadaryolumuzvar.com on June 1, 2016.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.